Cumhuriyet Bayramı
Özel Bildirisi
(Eylül
2002)
Bugün, gafil gezen şaşkınların,
yönetilmek için en az kendileri kadar gafil şaşkınlar seçmelerine olanak
tanıyan bir özgürlük sistemi olan cumhuriyetin cennet vatanımıza bahşedilişinin
79. yılını kutladığımız en büyük bayramdır. Ne var ki, ikinci dünya
savaşında başları sıkışınca müttefikimiz olmak zorunda kalan eski düşmanlarımıza
tarihi bir ders vererek kurduğumuz asil cumhuriyetimizi yaşatmakla görevli
olan gençlerimiz, hepsi bir araya gelip üfleseler bile bu mukaddes yaşgünü
pastasına dizilen 79 mumu söndürebilecek güce ve bütünlüğe sahip değildirler.
Her ne kadar, cumhuriyet ateşi halen yanmakta oluşunu biraz da buna borçlu
olsa dahi, atamızın cumhuriyeti miras bıraktığı genç nesiller, içine
itilmekten hiç de huzursuz olmadıkları gaflet, dalalet ve hıyanetten
kurtulamadıkları müddetçe, pastanın mumları eriyerek cennet vatanımızı
sarıp sarmalayan mukaddes çukulata tabakasının tadını kaçırmaya;
cumhuriyet ateşi de titreyerek, kendi kendini söndürmeye namzettir. Zira, bu
ahval ve şeraitin dahi harekete geçiremediği gençlerin büyük bir kısmı,
bayramdan beş gün sonraki seçimlerde oylarını, o 79 yıllık mukaddes
cumhuriyet ateşini tükürüklü parmağıyla söndürüp, yerine 25 mumluk
ampul dikmeye yeltenen bir sabıkalıya ve fazlasıyla dramatize edilmiş sıradan
bir N.A.R.O. eylemini meydanlara taşıyan beyaz gömlekli bir söylem işkembecisine
oy verecekmiş gibi gözükmektedirler. Üzüm yemektense bağcıyı dövmeyi
kafaya koyan bu 4.5 milyonluk köprü üstü çetesi, kendilerine emanet edilen
ve yaşamakla yükümlü oldukları geleceği kendi elleriyle karartmak
suretiyle 20 yıllık bönleştirme politikasını haklı çıkartmakla
kalmayacak, gelecek 20 yılın da bönleştirilmiş kitleler için ideal hale
gelmesine ön ayak olacaklardır. Bu ayağın öncülüğü, sözkonusu ayak takımının
zaferi ile netilcelenir ve asla sahiplenemeyeceğimiz lanetli bir bayram,
Cumhuriyet Bayramımızın yerine göz dikerse, en gafil gezen şaşkınlar bile
şaşırmamalıdırlar. Zira bu, bilmeden yazdıkları gri komedyanın siyah ve
trajik sonucundan başka bir şey olmayacaktır.
Ulu önderimizin yaptırdığı
araştırmalar sonucunda köklerinin Sirius B yıldızından, batık Mu Uygarlığına
kadar uzandığı anlaşılan bir büyük millet olarak, potansiyel Atalarımız
olan uzaylıların bile kurtaramayacakları bir konuma gelmiş olmamızdan
gocunmayan milyonlar, açlıktan yakınmalarına rağmen bir şekilde bulup buluşturup
satın aldıkları çanak antenleri vasıtasıyla gavur illerinde sahiplenilen müstehcen
kültürün yayılmasına çanak tutacaklarına, evlatlarını Cumhuriyet
bilinci ile yetiştirmiş; onlara sorunun sistemden değil, sistemi yürütemeyen
gafil ademlerden kaynaklandığını anlatabilmiş olsalar, bugün ülkemizin ve
devletimizin geleceğini tartışıyor olmazdık. Ancak, şartlar bizi bu noktaya
getirmiş, ilim ışığına ve Allah sevgisine karşı bağışıklık kazanan
insanımız, çareyi nefret ve karanlıkta arar bir hale gelmiştir.
Ne ilginçtir ki, milletin
nefret ve karanlığa sürüklenişinden en büyük menfaati sağlayanlar da,
yine sevgi ve aydınlık simsarları olmuşlardır. Karanlık yüzünü, bir
“ampul”ü simge edinerek gizlemeye çalışanlar ışığı; bedenini kah
magazin programlarında, kah sokak köşelerinde satılığa çıkaran şişme
bebekler sevgiyi; bu kaotik ortamda milletin dinine, imanına karşı masonik çalışmalar
yürüten bazı yarı gizli kişi ve kurumlar da bu kavramların her ikisini
birden slogan edinerek, milletin gafletini sömürmektedirler. Bu gidişe
“dur” diyecek güç, damarlarımızdaki kanda mevcut ise de, Atamızın “şu
veya bu olmazsa tıkanır” dediği o damarlar, nice değerleri yerleştirememiş
olmamızdan ötürü, özellikle beynimize giden oksijen miktarında önemli düşüşlere
sebep olmakta ve bizi her geçen gün daha da gafil ve şaşkın kılmaktadır.
Milletin çoğunluğunu aptal ilan edip dünyevi hayattan apar topar kaçarken,
giderayak tombul cesedini de hastenelere armağan eden dinsiz bir yazarımızın,
bu acı hakaretini haklı çıkarmak için elinden geleni neresine koymayacağını
şaşıran milyonlar, gerçek bir aydınlanma için N.A.R.O.’dan başka
dayanakları olmadığını anladıklarında, korkarız ki çok geç olacaktır.
Ama inadına kaybetmeyeceğiz
umudumuzu! İnadına direneceğiz! Siyasi yanımızın siyaset kavramının ne
denli üzerinde olduğunu; toplumcu yapımızın topluma karşı ne büyük bir
cüret ve cesaretle dolu olduğunu göstermek için inadına savaşacağız!
Yine boyalar ve kelimeler olacak silahlarımız. Ve aynı ismin yarattığı tüm
çağrışımların üzerine gitmeye devam edeceğiz. Taa ki o isim, bu
memlekette çağrıştıracak bir çirkef bulamayana kadar! Taa ki o isim, bu örgütten
ve bu mücadeleden başka bir şey çağrıştırmayana kadar!
Unutmayalım! Bugün,
Cumhuriyetimizin 79. yılını kutladığımız en büyük bayramdır! 29 Ekim,
bilgisiz, beceriksiz, yeteneksiz ve edepsizler tarafından uygulanamayan tüm
sistemlere yakılan 79 yıllık ağıtın acıklı nakaratıdır! Ama bu kez acıyla
değil, umutla söyleyelim, neşeyle bezeyelim o nakaratın her notasını. Atamızın
anasonla kutsadığı dost meclislerinde doruğa çıkan neşesine ortak olalım
ki, aydınlanan geleceğimizden taşan müstakbel zafer şarkılarımızın
notaları, nur olup yağsın Cenab-ı Hakk’tan gelip ona dönecek olan sevgi
tomurcuklarına karışıp, açıkta kalan yerlerimize! Çünkü bizler, ümidini
ruhunda büyütüp sokaklara taşıyanlardanız! Çünkü bizler, umduğuyla
kalmayıp umudunu gerçek kılmak için geleceğini ortaya koyanlardanız! Ve o
geleceği kimseye kaptırmayacağız!
Her şey daha güzel bir dünya
için!
|