|
NARO
1. YAŞ BİLDİRİSİ
Eylül
2002
Bu ay, naro’muzun 1. Yılını kutladığımız en büyük
bayramdır!
Kutlu olsun!
Tam bir yıl önce, dünya fantastik kapitalizmin kara kulelerine yapılan
saldırılarla çalkalanırken, bizler elimizde, kırmızısını damarlarımızda akan
asil kandan, yeşilini cennetmekan Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin türbesinden,
mavisini Atamızın istikbali gördüğü göğü izleyen aydınlık gözlerinden, siyahını
İnce Memed’in kömüründen alan boyalarımız; gönüllerimizde dizginlenmesi mümkün
olmayan bir isyan ve aklımızda sadece daha güzel bir dünya hayaliyle ilk kez
sokaklara dökülüyorduk. Kitlesel yozlaşma ve gafleti, hem beyaz perdede
yansıttığı, hem de yansıtamadığı karakterlerde somutlaştıran Nuri Alço’nun
ismini nakşediyorduk unutulmuş platformlara. En beklenmedik sokaklarda, en
umulmadık duvarlarda, ansızın belirip kaybolan ve ardında günlerce sürecek bir
imgesel katliamdan başka hiçbir iz bırakmayan “meçhul kahramanlar"dık bizler.
İlk gören şaşkın gözler için belki sadece bir tür eğlenceydik. Oysa biz
NARO’yduk. Günler geçecek; devran dönecek; Moda Yolu’na dökülen kuru yapraklar
yeşerecekti... Ve NARO, ardında koca bir “meçhul kahramanlar ordusu”yla tüm
dünyayı ele geçirmek üzere geri gelecekti!
İlk aylarımız duvar yazısı eylemleri ve önemli bölgelere bildirilerimizin
yapıştırılmasıyla geçti. Kar-kış demeden, uykusuzluğa yenilmeden, tehlikeyi
düşünmeden emek verdik, inandığımız değerleri, bulamaç haline gelmiş
ideolojilerin altında ezilen kitlelere iletebilmek uğruna. Kolluk güçleri ve
taksicilere rağmen yaptığımız asil eylemlerle, önce İstanbul’un Anadolu
yakasını, ardından da tamamını eylem alanlarımıza kattık. Çok geçmeden ilk
bildirilerimize ulaşabilenler, bizimle
daha yakından bağlantı kurma çabasına giriştiler. “Sabredin” dedik. Zira, o
kıpır kıpır sabırlarının karşılığını sabır istemeyen daha büyük heyecanlar
yaratarak verebileceğimizi biliyorduk.
Kış aylarının ortalarına doğru NARO’yu anlatan ilk haber, bir internet
portalında yayınlandı. İnternet sitemizi bulan bir haberci NARO’yu, güncel
konular içerisinde önemli başlıklar arasına taşımıştı. Hemen ardından, forum ve
benzeri sanal tartışma ortamlarına ana gündem maddesi olarak giriş yaptık.
Evvellice sadece gafillikten doğan şaşkınlıkla karşılanan eylemlerimiz,
bildirilerimizin daha geniş kitlelere ulaşmasıyla derin bir zihinsel deprem
yaratmaya başladı. İnternet portalında yayınlanan ilk haber, buz dağının suyun
altında kalan kısmında küçük çapta bir şok yarattı. Hemen akabinde, ilk röportaj
talebi, bugün söylemimizi ve eylem şekillerimizi taklit ederek prim yapmaya
çalışan bir curcuna siyasetçisinin yıldızlı ve batık TV kanalından geldi. Bu
talep, talebi ileten haberciden dolayı her ne kadar kendi çapında iyi niyetli ve
güvenilir idiyse de, tüm Türkiye’ye ulaşmamızı sağlayacak olan ilk adımın bu
olmaması gerektiği inancındaydık ve beklemeye karar verdik. Fazla sabretmemize
gerek kalmadı. Tam beklediğimiz röportaj talebi, tam beklediğimiz gazeteden, tam
beklediğimiz gazeteciden, tam beklediğimiz şekilde geldi. Zarif, samimi ve
güvenilirdi. Gazetenin sahibi olan sâbık yedek parça tüccarının Türkiye üzerine
oynadığı kirli oyunları bir kenara bırakarak, gazetecinin teklifini memnuniyetle
kabul ettik. Nasıl olsa o ve onun gibi patronların güleç maskeleri de bizim
eylemlerimizden nasibini alacaktı!
İlk röportajımızın ardından bir iletişim talebi patlaması yaşadık. Belli ki
herkes bu ismi duvarlarda görüyor, merak ediyor, ama Nuri Alço’nun kendisinden
bile kesin bir cevap alamıyordu. Yarısı işinden kovulmuş, geri kalanı da “işinde
işsiz” Türk basını, sanki biz o ana kadar haber niteliği taşıyan ama haber
olabilecek kadar araştırılamayan garip bir oluşummuşuz da, herşeyi bir anda
açığa çıkarmışız gibi hunharca peşimize düştü. Bazı medya organları, bizimle
iletişim gereği bile duymadan verdikleri, çeyreği doğru, gerisi çokça gaflet
dolu haberleri birbiri ardına yayınlandılar. Aynı zamanlarda internet yoluyla
yazılı röportajlar vermeye de devam ediyorduk.
Bu ilk ilgi dalgasıyla elektronik posta adresimiz çöktü. Bir süre, ailelerimizi
ve diğer önemli sorumluluklarımızı, hayatlarımızı altüst etmeyi göze alarak
ihmal etmek zorunda kaldık. Ulaşabileceğimiz en geniş kitleye ulaşabilmek için;
kimseyi cevapsız bırakmamak, kimseyi bekletmemek için, bütün zihnimizi günler
boyu örgütümüze, pasif eylemlerimize ve mücadelemizi anlatmaya ayırdık. Kimi
seçkin, kimi geçkin köşe yazarlarının satırlarına konu olduk. Hatta, gariban
edebiyatıyla sertleştirilmiş tatlısu-sosyalisti söylemini sonradan görme zengin
cücelerinin arka cebine sokmayı başaran önemli mizah dergisinde bize hiç
benzemeyen bir karikatürümüz bile yayınlandı. Aynı “özgür mizah” dergisi, ilk
özel sayısında yayımladığı röportajımızda, kendileriyle ilgili bir soru üzerine
söylediklerimizi ise sansürlüyordu.
Televizyonlar sitemizden alıntılar yaparak Nuri Alço’ya bizi soruyorlardı. Bazen
“Bilmiyorum” diyordu Nuri Alço. Bazen “Sevgi yolcularıymış” diyordu. Bazen de
“Satanist olduklarını sandım” diyordu. Oysa için için şeriatçi olmamızdan bile
korkuyordu. Belli ki herkesten ve her şeyden korkmasına sebep olacak olaylarla
doldurmuştu hayatını. Aynı filmleri gibi... Aynı onu izleye izleye ona benzeyen,
ezikliğinde bile çıkarcı, çıkarcılığında bile ezik milyonlar gibi...
Türk toplumu, Nuri Alço’nun bize dair açıklamalarında kişileşen kitlesel
gafletine, inatla ve imanla sahip çıkıyordu. Kimileri bizi yıllar evvel Nuri
Alço’yu dövdüren genç bir “Baba”nın adamları sanıyor, kimileri NARO’nun bir Nuri
Alço Sevenler Derneği olduğuna inanıyor, kimileri de örgütü kurup yönlendirenin
bizzat Nuri Alço olduğunu düşünüyordu. Çünkü hem Nuri Alço, hem
basın, hem de bizi onlardan öğrenmeyi bekleyen kitleler NARO’nun imgesel
katliamında gafil avlanmışlardı. Herkes saçtığımız rengarenk şarapnel
parçalarıyla bir yerinden vuruluyordu. Fakat, çoğu kimse oranın neden
kanadığını; bu parçanın nereden geldiğini, neden geldiğini ve ne derinliklere
inebileceğini kendi kendine bile itiraf etmekten korkuyordu. Çünkü “bu şey, her
ne ise çocukça”ydı ve Türk milleti çocukla çocuk olmazdı! Olsa kaç yazardı ki?
Her şey tam tahmin ettiğimiz şekilde gelişiyordu. Elimize ulaşan elektronik
mektupların çoğu “ne demek istediğinizi anlamadım” diye başlayıp “size katılmak
istiyorum” sözleriyle bitiyordu. Oysa, demek istediğimiz her şeyi her gün
yaşıyorlardı. Bildirilerimizde söylediğimiz her kelime bu ülkenin toplumsal,
kültürel ve siyasi yapısını yansıtıyordu. Duvar yazısı eylemleri babalarımızın
oğul olduğu yılların en sıradan gündem yansıtıcılarıydı. Ne garipliği, ne
karışıklığı, ne şekli, ne de eylemsel uzantıları hayal ürünüydü. Bu mozaik, bu
yap-boz, bu lego, bu oyun hamuru bizim değildi ki! Biz muhtelif yıllar evvel ne
olduğunu anlayamadan ona doğuvermiştik. Bazı şeyleri kabullenseydik, zaman her
birimizi bu düzenin milyonlarca kurbanından biri haline getirecekti belki. Ama
başarısızlık pahasına pes etmedik. Çünkü asıl kurban edilmesi gerekenlerin, bu
beyin mezbahasını yaratanlar olduğunu çoktan anlamıştık. NARO işte bu anlayışın
kurumsallaşmasıydı.
Artık başlamıştık...Ve bir daha asla duramazdık...
Yüce Allah’ın insanoğluna bahşettiği ortalama ömrün ilk çeyreğinden yeni çıkmış
hayatlarımıza milyonları katmış, Türkiye’yi aşıp dünyaya yayılan bir hareketin
öncülüğünü ve sözcülüğünü yaparken, birer lider olarak yüceltilmemek ve
yarattığımız kitlesel heyecanın kaymağını yiyormuş gibi gözükmemek için ısrarla
hiçbir kuruma kendimize dair ayrıntılı görüntü vermedik. Çünkü kendi
organizasyonumuz dahilinde, en organize halimizle bile “sokaktaki çocuklar”dık.
Tek farkımız, sokakları onlara ait olmak zorunda kalacağımız değil; onların bize
ait olabilecekleri saatlerde doldurmamızdı. Bunu sömürmeye hakkımız yoktu.
Bundan çıkar sağlamaya kalkışacak olanın aramızda yeri yoktu. Bunu sadece
eğlence ve vandalizm sananın kalbi bizim için tükürük çanağıydı. Çünkü NARO
delikanlı bir örgüttü. Ve çünkü bizim “hareketimiz topa”ydı.
Basının yarattığı rüzgar, tahmin ettiğimizden biraz daha uzun sürse de,
baharın ilk günlerinde tamamen dindi. Uçuşan son yapraklarla bilikte, Nuri
Alço’yu çeşitli sohbet programlarında detone sesiyle şarkılar söylerken, programa
kendisiyle birlikte katılan kadın konukların dolgun göğüslerine bakarken ve
bizimle ilgili kısaca “valla ben de bilmiyorum” şeklinde özetlenebilecek kesik
ve kopuk açıklamalarda bulunurken izledik. Telefonunu bulduk, aradık. Bir ay
kadar cevap vermeyen telefon bir gece ansızın açıldı. Nuri Alço, bizim de tüm
soru ve önerilerimize kısaca “valla bilmiyorum arkadaşlar” anlamına gelen
cevaplar verdi. Aslında bizi gerçekten bilmiyordu. Bilmek de istemiyordu. Zira
belli ki bilse bile anlayamayacağının farkındaydı. Tek bildiği bu işten bir
şekilde çıkar sağlaması gerektiğiydi. İşte bu, tam Nuri Alço mantığıydı! Bu tam
80 sonrası Türkiye tavrıydı! Kendisini tanıdıkça, onun ismini seçmiş olmamızla
bir kez daha övündük, acı acı. Onun şahsında somutlaşan kitlesel çöküş için ise
yüreğimiz kan ağlıyordu!
Sular durulunca, bildirilerimize ve eylemlerimize bir süre ara verdik. Çekirdek
kadro olarak kendimizi zihinsel bütünlüğümüzü sağlamlaştırarak yeni eylem
şekilleri bulmaya adadık. Bu arada yeni üyelerimizden eylem haberleri ve
heyecanlı iletiler yağıyordu. NARO’yu destekleyen yetenekli arkadaşlarımızdan
biri örgüt için marş çalışmalarında bulunuyordu. Ankara’dan ateş gözlü bir
destekçimiz örgütümüzün edebi ve dilsel yanına can katan iletileriyle bize daha
büyük bir manevi güç aşıladı. Zonguldak’tan delikanlı bir üyemiz ciddi yakalanma
tehlikeleri atlatarak eylemlerimizi Karadeniz sahiline taşıdı. Bir çok isimsiz
eylemcimiz ve destekçimiz bize üçüncü şahıslar tarafından iletilen eylemleriyle
Anadolu’nun tamamını ele geçirmeye devam ettiler. Biz bir adım geriye çekildik
ve genç NARO ordusunu göğsümüz kabararak izledik.
Yaz aylarıyla birlikte Çekirdek Kadro, çevresinde toplanan orduya, birer lider
değil birer nefer olarak yeniden dahil oldu. Yeni bildiriler, yeni boyalar, yeni
eylem şekilleri ile yeni duvarlarda, asla eskimeyen eylemlerine daha da büyük
bir hızla devam etti. Bu arada, basında çıkan tüm haber küpürleri özenle
arşivlendi. NARO’yu konu alan olası akademik ve sanatsal çalışmalarla ilgili
bilgi alışverişinde bulunuldu. İkinci büyük hamle için her alanda yeni ve daha
güçlü bir altyapı oluşturuldu. Ve NARO, özünde filizlenen tüm aydınlık
heyecanları güçlü tutarak yeni bir başlangıcı müjdeleyen bugünlerine geldi!
Özetle; az zamanda çok ve büyük işler başardık. Hak yolundan ayrılmaksızın, laik
Türkiye Cumhuriyeti’ne layık örgütümüzü ve eylemlerimizi daim kıldık. Vatan
sınırlarını aşıp gavur illerinde konuşlandık. Milleti uyutmak isteyenleri kendi
silahlarıyla mıhladık! Çünkü herşeyden önce kararlıydık. Halen kararlıyız!
Feriştahı gelse yolumuzdan sapmayız!
Çünkü biz; bu milleti dünkü şeklinden daha yüksek
mertebelere çıkarmakla mükellef adamlarız!
Herşey daha güzel bir dünya için!
|