| NARO 6. OLAĞAN BİLDİRİ (Eylül 2003)
Zihinsel
cenazemizin omzu akbabalı levazımatçıları, hayatımızı koca bir
mezarlığa dönüştürürken, o mezarlığın nebbaşlığına
soyunmakla kalmayıp, nekrofil zevklerini üzerimizde tatmin etmekten de
bir an olsun tereddüt etmiyorlar. Deklanşöre ve tuşlara basmak zorunda
olmadıkları bütün parmakları, üzerimize radyasyonlu kurşunlar yağdırmak
için tetikte beklerken, banka soyguncusu ve yedek parça kaçakçısı
patronlarının günahlarını örtmek ve o örtünün ardında bekleyen
çoluk çocuğa Karagöz seyrettirmekten de geri kalmıyorlar. Gazeteler
ve gazeteciler, bulmaca ve gençlik ve kadın ekleriyle ve neye göre
kutsal olduğu belli olmayan bir ecnebi tepesinin Panavision renkleriyle
ve dört köşe yazarlarıyla ve sahte kahramanlarıyla ve ispiyon
hamallarıyla ve tiraj andavallarıyla, her biri birbirinden 6 sıfırlı
70 koca milyonun içinde, toplasan altı tane sıfır etmeyecek 3
milyonluk bir zümreye, gelmiş geçmiş bütün nüshalarıyla tek sıfır
bile etmeyen ürünler sunmak için çırpınıyorlar. Ey insan, bil ki
seni aptal, seni gerzek, seni aymaz, seni duymaz, seni görmez sanıyorlar!
Çünkü seni aptal, seni gerzek, seni aymaz, seni duymaz ve seni görmez
kılmak istiyorlar! Ey basın! Seni aptal! Seni gerzek! Seni aymaz! Seni dört
gözü kör, sekiz kulağı sağır budala! Mutlu musun tirajınla.? İkibuçuğuncu
dünya savaşı, mezar kazsan neft yağı fışkıran komşu topraklarda
değil, masa başlarında ve kırmızı hatların ucunda son hızıyla sürüp
giderken, emperyalizmden anlamadığı için çöküp giden şanlı
imparatorluğumuzun yüzyıllarca barış içinde yaşattığı çorak
topraklar, neftle beslenen korku simsarlarına peşkeş çekiliyor. Halkçısından
sermayecisine, milliyetçisinden dincisine, en ipe sapa gelmez ideolojiler
tarafından aslında hep aynı şeytanın sofrasına konmak üzere,
onlarca yıldır acımasızca ezilmiş, korkutulmuş, sindirilmiş ve
ennihayet kendi tarih ve kültürüne dahî küstürülmüş milyarlarca
insan, bize bugün bile büyük gelen küçük tokatlarla, belki de son ve
en korkunç yumruğun ölümcül şiddetine hazırlanıyorlar. Millet
bilincine sahip olanların iman sahibi olanlar tarafından, iman sahibi
olanların eşitliğe inananlar tarafından ve eşitliğe inananların da
en eşitler tarafından yok edildiği bu kapalı devre imha düzeni sürüp
gittikçe, birileri ellerini ovuşturup bunu hangi metresleriyle
kutlayacaklarını düşünüyorlar. Ve dışarıdakileri bilemeyiz ancak,
içeridekiler bu metresleri yukarıda bahsi geçen gazetelerin parlak
ilavelerindeki resimlerden seçiyorlar! Daha
gerçek hayata açamadığı gözlerini bu satırlarda gezdirme hatasına
düşen genç dostlar, çevrenizi saran gafil zevkler denizine balıklama
damladan önce, nasıl bir neslin halefi olduğunuzu bilin! Bizim babalarımız
besmeleyle kesilmeyen et haram diye, adı komüniste çıkan kasaptan et
almazdı. Adı komüniste çıkan kasap vatanını en az kendisine iftira
attığı iddia edilen manav kadar sevse bile, ne fayda?! Ne günlerdi
onlar hey hat! Önce manavı kasabın komünist olduğuna inandırdılar,
sonra da kasabı manavın faşist olduğuna... Derken manavcılar et,
kasapçılar ot yemez oldu. Et yiyenler ot yiyeni, ot yiyenler et yiyeni
sevmez oldu. Yetmedi, kimilerimizin babası, manavın milleti korumak için
kasaba, kasabın halkı korumak için manava sıktığı kurşunlarla
vuruldu. Ve sağ kalanlardan; kiminin proteini, kiminin vitamini eksik
tohumlarından, işte bu kayıp nesil doğdu! Kendi
komşularını ilaçlı içkilerle uyutanlar, onlarca yıldır bütün komşularımızdan
nefret etmemiz için ellerinden geleni yaptılar. Öyle ya! Kiminin toprağımızda
gözü vardı, kiminin bacılarımızda; kimi bize şeriat ihraç etmeye
çalışıyordu, kimi komünizm; kimi aramıza ajan sokuyordu, kimi
tekerimize çomak... Oysa söz konusu komşuların her biri de bizimle
ilgili aynı korkularla dolduruluyordu. Dört yanımızdan tehditler yağıyordu:
“Bu kış komünizm geliyor”du, “mollalar minarelerin dibine füze,
ucuna nükleer başlık takıyor”du. Bizi kendi işine karıştırmayıp
burnunu bizim işlerimizden bir türlü çıkaramayanların işine
gelmeyen bütün devletler, bütün kurumlar ve bütün liderler terörist;
sayısız ortak çıkarımızın bulunduğu bütün komşularımız düşmandı.
Dünyada tek bir dostumuz olduğunu sanmamız için ellerinden geleni yaptılar.
Evlerimize, okullarımıza ve hatta camilerimize kadar girip kitlelerin
asgari müştereklerde dahî bir ortak bilinç geliştirememeleri için bütün
yöntemleri denediler. Cahil gözlere at gözlükleri takıp sevabı olanın
hatasını, hatası olanın sevabını sildiler. Kiminin önüne bir kutu
koydular, sadece buraya bakacaksın dediler. Onlara önce entrikayı,
sonra acımasızlığı öğrettiler. Geri kalanları parçalara bölüp,
her grubun eline ayrı kitap tutuşturdular ve "başka kitap
yok" dediler. Oysa her grubun kitabı, diğer grupların kitaplarına
nefret kusmaktan başka bir şey yapmıyordu. Herkes düşmandı! Herkes
haksızdı! Sadece biz haklıydık! Öyleyse biz kazanmalıydık! Peki biz
kimdik? Kutu ne gösteriyorsa o! Kitap ne yazıyorsa o! Sonunda kiminin
tek dostu bir aptal kutu oldu, kimininki de düşmanlıktan başka bir şey
öğretmeyen kitaplar. Ve kutuyu dost bilenler kutuda, kitabı dost
bilenler de diğer kitapları yakmak için çıkardıkları yangında
yitip gittiler... Geriye ise daha fazla kutuya ve kitaba bölünmeye hazır;
yapayalnız ve tek başına olduğunu bilen ve fakat ne bireylik ne de bütünlük
bilinci taşıyan gafiller kaldı... Seni işte o gafiller yetiştirdi! NARO,
uzun bir suskunluğun ardından, ikinci yılına tüm dünya adına
tarifsiz kederler içinde girerken, bu en acı, en korkunç, en sıkıcı
ve en anlamsız bildirisinde, mevcut ahval ve şeraite yönelik tek bir
çözüm önerisi dahi sunmamaktadır. Oysa bu oluşumu vücuda getiren
bireylerin her biri, daha ilkokul sıralarında idrakine muvaffak oldukları
çirkinliklere inat, daha güzel bir dünya hayaliyle yanıp tutuşmaktadır.
NARO, dallarında kuşların cıvıldadığı ve fakat aralarında
istihbaratçıların gizlenemediği ağaçlarla dolu gür ormanlar, asit
yağdırmayan bulutların ardından muzipçe göz kırpan sağlıklı bir
güneş, uçsuz bucaksız ve mayınsız çayırlarda otlarken kurdun hangi
yönden geleceğini bilen kara gözlü akça pakça kuzular, en çakmak
bakışlı sarışınından en bön esmerine kadar tüm atalarının
bilincinde olup onların her birini hatasıyla sevabıyla bağrına
basabilen milletler, Yehova'dan Zeus'a, Manitu'dan Müslüm Baba'ya tüm
tanrıların iyi kalplerde aynı Allah'ı simgelediğine inanırken, bu
birlik inancını çıkarcı tarikatlara peşkeş çekmeyi kabul etmeyen
imanlı ruhlar; ve sınırları en açık fikirleri dahi aşan, gücü en
korkunç savaşçıları dahî titreten bir barış istiyor. NARO, manavı,
kasabı, bakkalı, çöpçüsü, imamı, hahamı, papazı ve hatta muhtarı
ile, sakin bir mahalle, huzurlu bir şehir istiyor. Çünkü NARO bu şehri,
bu ülkeyi, bu dünyayı, bu evreni ve hepsini yaratanı seviyor. Özetle,
NARO, sıcak spotlu stüdyoların soğuk klimaları önünde şaşkınlık
terleri dökerken söylediği yalanlara en az bizi olduğu kadar kendisini
de inandırmak için binbir takla atan Nuri Alço için bile daha güzel
bir dünya istiyor! NARO
tek bir şey istemiyor: kızıl adamdan gaspettiği toprağı korumak için
binbir renkten adamların üzerine siyah adamlar yollayan beyaz adamı!
NARO'nun en büyük savaşı, dünyada bir NARO'nun var olmasını zorunlu
kılanlara karşı! NARO'nun en büyük düşmanı gaflet! NARO'nun en büyük
gücü: Allah'ın hepimize bahşettiği en büyük nimet! Ve NARO'nun en
korkunç silahı... Daha hiç bir şey görmediniz... Biz,
ardımıza daha varlığımızdan haberi dahi olmayan milyarlarca suskun dünya
vatandaşı ile, tek başımıza, ikibuçuğuncu dünya savaşının en güçlü
taraflarından biriyiz! Biz, iyilere kötülük getirecek her şeyin mubah
olduğu bir dünyanın en büyük düşmanıyız, şüphesiz! Ve fakat bu
savaş sürdükçe, sadece kendi çıkarları için her şeyin mubah olduğunu
düşünenleri kendi silahlarıyla vurmak adına, yargısız infazdan işkenceye,
kitle imha silahlarından psikolojik savaşa, bütün yöntemleri sonuna
kadar deneyeceğiz. İpliklerini pazara çıkaracağız! Kirli tohumlarını
kurutacağız! Baskın çirkeflerini sindireceğiz! İki para etmez ciğerlerini
sökeceğiz! Gece görüşlü gözlerini deşeceğiz! Tele-kulaklarını
keseceğiz! Kendi doymaz iştahlarını beslemek için dünyaya ve insanlığa
ödettikleri bütün bedelleri, ateşli fitiller misali burunlarından
getireceğiz! Taa ki, hiçbirinin yengeye selam söyleyip çoluk çocuğu
öpecek hali kalmayıncaya kadar! Taa ki, artık NARO’ya ve her şeyin
mubah olduğu savaşlara gerek bırakmayacak kadar güzel bir dünya
kurulana kadar!
Her şey daha güzel bir dünya için! |
Her şey daha güzel bir dünya için!
Bildiriler Eylemler Medyadan Seçkiler Üyelerimiz Katılım Mektuplaşmalardan Seçmeler