NARO
RAMAZAN BİLDİRİSİ
Kasım 2001
İslam
alemi için fevkalade önem ve değer taşıyan mübarek ramazan ayının laik
cumhuriyetimizin tüm inanmış müminlerine güzellikler getirmesini dileriz.
Bilindiği
üzre ülkemiz çok zor bir dönemden geçmektedir. Dünya tarihine bakıldığında
görülecektir ki bizim bu günlerde yaşadığımız türden karanlık günlere
sürüklenen milletler kısa zamanda metanetlerini kaybetmiş; halklar ”dünya
bizi gafil sanmasın” tereddüdüyle ayaklanıp birbirini boğazlamış, nice
topraklar kardeşin kardeşten akıttığı kanlarla kızıla boyanmıştır.
Desteksiz vandalizmin gafletlerin en büyüğü olduğunun bilincine erememiş
bu cahil milletler binlerce gencini bu tip azgınlıklara kurban vererek
geleceklerinden büyük değerler kaybetmişler; yaşanmamış hayatların
lanetini yıllar boyu üzerlerinden atamamışlardır.
Peki
neden dünyanın geri kalan kısmı “maaşım üç gün geç ödendi”,
“trende ikram edilen şarabın kalitesi düştü”, ”karayollarında çok
fazla kasis var”, “neden domatesler eskisi gibi lezzetli değil?” gibi
kaale bile alınmayacak sebeplerden ötürü sokaklara dökülüp birbirinin
kaval kemiğini kemirirken bizim milletimiz yaşadığı bunca acıya karşı böyle
suskun, böyle sakindir? Cevabı çok basittir! Gök mavisi gözleriyle tüm
ecnebi dünyasını derinden etkilemekle kalmayıp sonsuz istikballerin kusursuz
portrelerini de en ince ayrıntısına kadar seçebilen ileri görüşlü deha
Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu laik Türkiye Cumhuriyeti’nin
%99.9’unun müslüman olmasıdır bugün bu ülkenin halen imandan çıkıp
kana bulanmamış olmasının sebebi.
Güzel
Anadolumuz sonsuzluktan gelip sonsuzluğa gidecek olan bir koç yiğit yatağıdır!
Gelgelelim, yüreğinde Allah-ü Teala’ya ve peygamberimiz Hz.
Muhammed(S.A.V.)’e duyduğu sonsuz sevgiden başka hiçbir sermayesi olmayan
bu mert ve yiğit insanlar damarlarında akan asil kandan aldıkları güçle
sevgili Ata’larının açtığı yolda yağız beygirler gibi inançla koşarlarken,
üzülerek belirtiriz ki çoğu zaman hayatın gerçeklerinden uzaklaşmakta,
ardı arkası kesilmez bir aymazlığa düşerek kendilerinden geçmektedirler.
Halkımızın saf ve temiz düşünceleriyle kalleşliğe varacak boyutlarda acımasızca
oynayan basının tiksinti verici manipülasyonlarının iteklemesiyle gerçekleşen
bu kendinden geçiş uzun vadede insanın içini sızlatan bir dejenerasyona dönüşmüştür.
İşte bu dejenerasyonun kirli ışığında milletimiz zaten uzun yıllardır
ancak pastel matlığında yaşadığı aydınlık ve pırıltılı dininden
uzaklaşmış, onu ipe sapa gelmez yorumlarla kendisine indirgemiş; zengin
dinimizin bütün kaleleri gecekonduya dönüştürülmüş, bütün
tersanelerini tavernalaştırmış ve bütün orduları ördekten türemiş fütursuz
ana haber bülteni sunucularının diline düşürülmüştür.
Peki
güzel dininin yaydığı kutsal ışıktan uzaklaşıp kendi karanlığına
dalan bu millet nasıl olmaktadır da halen aynı dinin en değerli özelliklerinden
biri olan birlik, beraberlik duygusunu yitirmemektedir? Nasıl olmaktadır da en
mülayim milletleri bile çileden çıkartabilecek bir hükümete halen sabırla
dayanmakta, kemerde sıkacak delik bırakmayan kitlesel açlığa metanetle
boyun eğmektedir? Nasıl olmaktadır da bu müslüman ülkenin birkaç
milyonluk şanslı bir kısmı iftarını şampanyayla açarken, geri kalanı
sahurda pastırma yiyememesini “pastırma susatır” diye geçiştirip iftara
kadar anca temiz su almasına yetecek üç-beş kuruş uğruna kan ter içinde
çalışarak isyan etmeden yaşayabilmektedir? İslam bize birlik ve beraberliği
öğütler evet; ibadetlerimizi cami’de cem ederek yerine getirir, bayramlarımızı
hepbirlikte kutlarız. Ancak bu birlik ve beraberlik kitlesel bir boyun eğişe,
toplumsal bir gaflete dönüşmek zorunda mıdır? Laik cumhuriyetimizin sağladığı
tüm olanaklara rağmen neredeyse bütün güzel özelliklerini yitirdiğimiz İslamiyet’in
sadece en yanlış anladığımız düsturlarına sahip çıkmak hangi akla
hizmettir? Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları bu vatanı
bizler dinimizin yozlaştırılmasına maral maral bakıp her dikte edilene
boyun eğelim diye mi kurtarmışlardır?
Bu
cevapları malum soruları sorarken bile yüreğimiz sızlamaktadır. “Hayr-ül
umuri evsatuha” düsturuyla yola çıkan ve arkasında Allah, devlet ve millet
sevgisinden başka hiçbir desteği olmayan örgütümüz bilinç güneşinin
yeniden bu topraklar üzerinde parlaması için üzerine düşeni yapmaya devam
edecektir. Her ne kadar bu kutsal vatan toprağı, muasır medeniyletler
seviyesine erişmek üzre kurulmuş bir sosyal hukuk devleti olan laik
cumhuriyetin kendisine sunduğu evrensel hakları ve imkanları sömürerek
islamiyet kisvesi altında kırmızı ışıkta geçen, boşverli türkülerle
avunan, beyaz camdaki hayvanlara ve reklamlara aldanan ve ahlak üstüne
nutuklar atan kendini-bilmezlerle dolmuş dahi olsa, bu örgüt her zaman
delilik ile dahilik arasındaki kıldan ince çizginin olumlu yanında kalmak için
direnecektir.
Herşeyin
herkese ait olduğu hakça bir düzen için sınırların kalkacağı ve tüm
kardeş halkların tek bir dünyalı kimliği altında aydınlık ufuklara
yelken açacağı uzak bir gelecekte dahi olsa davamız bir gün anlaşılacak;
Nuri
Alço ismi Kozan Dağının eteğinden zirvesine taşınırken vadiler
“la ilahe illallah” sesleriyle çınlayacak, ömrünün son günlerini Allah
sevgisinden sarhoş, ızdıraplar içinde geçiren Atamızın kederli ruhu elbet
o gün şad olacaktır!
Her
şey daha güzel bir dünya için!
|