Free Web space and hosting from wakaf.net
Search the Web


   İzleyici 1 – Bu arada Türkiye’de artık belli bir sürece girildikten sonra, artık devletin belli bir baskısı kalmadı. Bunlar artık insanların kafasına öyle yerleşmiş durumda ki, artık herhangi bir baskı uygulamaya gerek kalmıyor.
   
   C.E. – Tek tek herkes sistem haline getiriliyor. Çok önemli bir katkı bu, teşekkür ederim.Türk edebiyatında son dönemde bir durum meydana çıktı mesela, kötülüğün övülmesi gibi bir söylem çıktı ve iyilik out, kötülük in gibi bir duruma getirildi. Nereden çıktı bu ve bu insanların savunduğu kötülük nasıl bir kötülük? Nuri Alço diye bir hareket çıktı mesela. Nuri Alço’yu olumlayan ve hareketlerinin önderi olarak gören bir grup genç çıktı ortaya. Çoğu iyi okullarda okuyan, boşlukta, hayata anlam arayan insanlardı bunlar. Bu bildiğimiz kötülük değil, bu moda bir kötülük. Kötülük moda haline getirildi. Arthur Rimbaud “kaos benim tanrımdır” der, Boris Vian “mezarlarınıza tüküreceğim” der. Ama Baudlaire olsun, Rimbaud olsun, bütün bu sanatçılardaki dert başka bir derttir. Toplumda görünürde bir iyilik var, konformist bir ahlak anlayışı var; bütün bunların aslında sahte olduğunu biliyoruz. Toplumun sunduğu ahlak değerlerinin arkasında binlerce cinayet vardır. Bütün bu ortalama değerlerin ardında binlerce insanın çığlığı var. Onları gizlemek için kullanılan şeylerdir bunlar; iyi insan olun, sadaka verin falan. Bu sanatçılar o ortalama iyiliği bozmak için ortaya çıkmış sanatçılardı. Yalan söylüyorsunuz, diyorlardı, ahlak diye çok büyük ahlaksızlıkların üzerini örtüyorsunuz, diyorlardı. Oyunu bozmak istiyorlardı bu sanatçılar. Fakat günümüz popüler edebiyatçılarının böyle bir derdi yok. Aksine bunların kötülüğü, sistemin önerdiği kötülükle iç içe geçmiş durumda. Günümüz edebiyatçılarının kötülüğü, sistemin o büyük kötülüğünü pekiştiriyor. Nuri Alço hareketi de bugün sistemin önerdiği kötülüğün reklamının yapıyor. Çünkü özellikle 80’li yıllardan beri sistem kötülüğü meşrulaştırdı. Uyuşturucu ticareti, kaçakçılık, işkence meşrulaştırıldı. Kötülük kurumsallaştı. Mizahta da özellkle o yıllardan sonra kötülük yapan, ortalığa pislik saçan karakterler çıktı. İlk çıkışları masumaneydi belki ama 90’lı yıllarda sistem Kötü Kedi Şerafettin’i içine aldı artık. O artık tehlikeli değil. Kötülük ortadan kaldırılıyor artık. Şimdi kötünün sorumluluğu ortadan kaldırılıyor. İnsanların yaptıkları kötülük nedeniyle bedel ödemelerinin önüne geçiliyor. Kimse kötü değil! Kötülük yoksa, kötülük kimseye ait değilse, şeytan da taile çıkmışsa, bunun yüzünden birinin sorumuluğu diye bir şey söz konusu olamaz. İşte o kayıtsızlığa geliyoruz. O halde W. Bush’un Irak’a yaptığı operasyondan dolayı da kimse kendini sorumlu tutmayacak. İşte orada büyük bir parçalanma da yaşanıyor. Sorumlu olmayan insan, cinayetlerin sessiz tanığı oluyor. Sessizleşen kitlelerle karşı karşıyayız. Amorf hale getirilmiş, bütünselliğinden kopartılmış, kendisini dünyada olanlardan dolayı sorumlu tutmayan, sadece kendi yalnızlığına saplanmış, narsist insanla karşı karşıyayız. İşte tehlike burada! Dünyada olup bitene geçmişteki tepkilere bakın, şimdiki tepkilere bakın. Bu kadar enformatik bir çağda insanlar hiçbir tepki göstermiyorlar. Büyük bir kayıtsızlık var. Kayıtsızlığın temelinde de değer yargılarının için boşaltılmış olması ve o sessiz kitleler tanımı var.

Röportajın tamamı için: http://www.dusle.com/dosya/goster.php?idd=21&ids=14