merhabalar,
bildirileri, eylemleri ve mesajlari okuyunca insan biraz düsünüyor. İlk
bildiri olan eylul 2001den 5 ay kadar gecmis. Oldukca detayli tarifler, pek çok
özel isim ve kaynaga atiflar var. Bunca sey okuyunca insan peki nedir abi? diye
soruyor. Bilinçsiz bencillige son vermek, bir takim seyleri yikmak(ne oldugunu,
kusuruma bakmayin, ben anlayamadim.) Sisli bir görüntü var.
Tercihiniz buysa bilemem ama Atatürk, Marx, Lenin, Galileo, Hazerfen Ahmet Çelebi,Genç
padişah Mehmet,Beatles,Led Zeppelin Tüm kutsal kitaplar ve peygamberleri,
Magna Carta, Rock'n Roll ve Microsoft gibi referanslar kullaniyorsunuz. Bu
referanslarin tümü okuyanina, dinleyenine, takipçisine veya sempatizanına açık
bazı önermeler getiriyor. Oysa siz bunlari kullanıp bir sey göztermiyorsunuz.
Atatürk muasır medeniyetler seviyesinden bahsediyordu. Marx lenin halkların
kardesliginden kitapli dinler esitlikten adaletten. Siz bunlari kullaniyorsunuz
ama ne söylüyorsunuz belli degil. Yok biz atifda bulunduklarimiza inaniyor ve
onlarda olanlari gerceklesitirmek istiyoruz diyorsaniz baska ama bunu ben kendim
uyduruyorum siz söylemiyorsunuz. Bu kisilerin veya kitaplarin önerilerini
yapmak istiyorsaniz sizin yolunuz ne olacak. Ne bilim Mustafa Kemal Lenin
Peygamberler isyan etmis ve savasmislardi. Tüm ülkeyi degistirmek için
bilgisayarı olan ve internete baglanan oradan da size ulasan bir hedef kitle
yaniltici gibi duruyor. Katilimci olmak için fotograf cekebilmek ve bunu
internetle yollama teknolojisine sahip olma gerekliligide biraz yaniltici.
Eylemlerinizin baska baska bicimler mi alacak. Aklinizda bilincsiz bencilligi
yok etmek için baska yöntemler var mi? yoksa duvarlarin hayatlarina anlam
katan Nuri Alço ayni zamanda sizin de belirttiginiz gibi binlerce aymazlik içinde
kivranan bu gafil toplumu aydinlatmaya yetecek mi?
Bence çok hos bir eylem bicimi degirmenlere karsi romantik don kişotlar. Acikcasi bende duvarlara Nuri Alço yazip bu ülkeyi kurtarmak için bir seyler yaptim deme huzuruna kavusmayi çok isterim. Ama bu bir çocugun baabsina karsi ödipal kompleksini tatmin yönteminden daha fazla ne saglar. Hatta bu egomuzu daha da giclendirecegi için bilincsiz bencilligimiz daha da artmaz mi? Ayrica sürekli çogul sahisla konusmak ortada gizemli bir hava yaratmak. Kimsin abi aç peçeni göster gül yüzünü hissi yaratiyor. Mesajlarinizdaki cevaplar ise karsitlariniza siddet içeriyor sempatizanlariniza ise yukardan bir bakis tasiyor. Bu da insana aha bunlardan türkiyemin ben bilirim aydın havasindan dedirtiyor. Sisili puslu bir yerdeyseniz yüzünüzü göstermiyorsaniz alçakgönüllü olun elestirenlere "sevgili ve zavallı xxxxx" gibi ifadeler kullanmayin. yada sizi destekleme mesaji atana kibar bir hosgeldini çok görüp "Oluşturmaya çalıştığımız platformun amaçlarını ve şeklini görebilmiş olmana sevindik. Çabanı takdir ediyoruz" demeyin. O zaman size "agir ol molla desinler" demek sizin söyleminizde hafif bir yanit. ékim oluyosun ki" demek uygun bir yanit olur. Böyle gizli kalmıs kisilerin üstten bakislari ilk planda akla siddeti getirir. Acik secik tarafini ve planini gösterene ise(Atatürk'ün anadolu kongrelerinde yaptigi gibi) cesareti nedeniyle saygi duyulur. Bizim tarihimiz bu tür isyanlarla doludur ve belki Nuri Alço yerine Köroglu size daha uygun olurdu ama o yüzünü hiç gizlemedi. Hedefini hep acik secik belirtti. Bu durumda tekrar sormak gerekiyor. Sizce Duvarlara Nuri ALço yazmak duvardan baska kimi nasil aydinlatir? Sadece bilgisayar, internet, fotograf makinesi(dijital tercihan), scanner gibi teknolojilere sahip kişileri hedef kitle olarak üye alinca kimleri aydinlatmis olmayi planliyorsunuz. Bu gizli yüzlerinizi açikliga kavusturmadikca ne kadar yok biz degiliz diye bagirsanizda hangi örgüte baglisiniz?, yoksa bu bir çocuk oyunu mu? vesair sorulari akillardan silmeyi nasil basaracaksiniz? Kolay gele
Sevgili xxxxxxx
Bizim göstermeye çalıştığımız bir ideolojinin veya bir felsefenin doğruluğu
yahut yanlışlığı değildir. Yıkmaya çalıştığımız da herhangi bir
fikir akımı yahut felsefe değildir. Türkiye bazı şeylerin farkında
olunmadan savunulduğu ve bazı şeylerin de farkında olunmadan karşısında
durulduğu bir ülke haline gelmiştir. Bizim göstermeye çalıştığımız da
budur. Ortada felsefi ve eylemsel açıdan hiç varolmamış gibi davranılan,
varlığı sadece ailesinden aldığı harçlığın kasalara girme ihtimali
belirdiğinde anımsanan koca kayıp bir nesil var. Ve işte bizim kullandığımız
tüm ideolojik klişeleri kendi çıkarlarıyla harmanlayıp kullanan ve aslında
hiçbir şey göstermeyenler de o kuşağın kaybolmasına sebep olanlardır. Bu
açıdan, ne söylediğimizin belli olmamasında gizlidir aslında söylediğimiz
şey. Ve yolumuz da onların sömürüsüyle kirlenen tüm yollardır.
Hedef kitlemiz ise açıkça belirtiriz ki her şeyi kendi ideolojik gözlüğünün
gösterdiği renkte ve boyutta anlamaya çalışanlardır. Bakış açısı
kendisine dikte edilenlerle sınırlı bu uyumsuzlukta uyumlu ve farklılıkta
aynı azınlık bugün elindeki maddi imkanla Türkiye’yi sömürürcesine yönetmekte
ve bununla övünmektedir. Tamamı gri formayla sahaya çıkan takımların göstermelik
mücadelesinde kimin kime gol attığı belli olmadığı gibi kimin kazandığı
da anlaşılmamaktadır. Sonuçta bir şey bellidir ki sadece ve sadece griler
kazanmaktadır. Hiçbir renkten olmadıkları gibi gölgeler altında
gizlenmekte de üstlerine yoktur bu grilerin. Uzun lafın kısası, savaşımız
giderek kendi öz rengini de unutanlara karşıdır. Burada eğer bir yanıltma
var ise bunun kaynağı bizim griliğe karşı bilerek ve isteyerek takındığımız
renkliliktir. Bu alacalı bulacalı renkliliğin ışığında, “Tüm ülkeyi
değiştirmek” de sadece söylemimizin bir parçasıdır. Bunu söylemimizin
bir parçası olmaktan çıkarmak ise göreceksiniz ki sadece bize kalmayacaktır.
Eylemlerimiz biçim olarak genişleme sürecimize göre zamanla değişikliğe uğrayabilir.
Ancak özü ve cephanesi değişmez. Aydınlanması gereken de aslında bizzat
bu karanlıkta bırakılmış toplumun aydın olduğu iddiasındaki kesimidir.
Bir gün öleceğini düşünmeden gafil gezen bu şaşkınlar, geri kalan
toplumun mecburi bilinçsizliğine karşı elinde bilinçlenme imkanı olmasına
rağmen homongolosluğunda inatla direnen ve at gözlüğünü çıkarmayan bir
hakim azınlıktır. Onlar aydınlanmadan gerçekleşecek her nevi radikal alt
tabaka hareketi hüsranla sonlanmaya mahkumdu ve mahkum olmaya devam edecektir.
Bizim, söz konusu azınlığın ve basınımızın basit zaaflarını göz önünde
bulundurarak ve ince eleyip sık dokuyarak giriştiğimiz eylemlerimiz ise beş
ay gibi kısa bir sürede tek bir kişinin dahi burnunu kanatmadan ve tam
hedefini bularak amacına ulaşmıştır. Gerisi tarihe mal olacaktır.
Hedef kitlemizin toplumdaki yeri göz önünde bulundurulduğunda sizin “değirmenler”
tanımlamanız da tam yerini bulmaktadır. Romantizm ise yalnız ve yalnız kız
arkadaşlarımızla paylaşmakla yetindiğimiz; gerçek dünyadan özenle koruduğumuz
ayrı bir değerdir. “Ülkeyi kurtarmak” da aynı “her şeyi değiştirmek”
gibi söylemimizin bir parçasıdır ve bunu da söylemimizin bir parçası
olmaktan çıkaranlar sadece bu örgütün ilk kurucuları olmayacaktır. Bizim
duyacağımız huzur bu ülkeyi kurtarmak için bir şeyler yapmış olmaktan
evvel bu ülkenin kurtarılması gerekecek hale gelmesine sebep olanların gri
kalelerine sızabilmemizden kaynaklanacaktır.
Tüm bunlar bir yana, bilmenizi isteriz ki sevgili xxxxx, bunlar haricindeki tüm
eleştirilerinizde haklılık payı buluyoruz. Ancak bunu NARO olarak kendi üzerimize
alınmıyoruz. Zira haklı bulduğumuz eleştirilerinizi kendi üzerimize alırsak,
Nuri Alço’nun da oynadığı karakterlerin yaptığı kötülüklerden arınmak
için ömrünün geri kalanını ibadetle geçirmesi gerekeceğine inanıyoruz.
Öte yandan gizliliğimize getirdiğiniz eleştiriyi haklı bulmamız, son açılan
soruşturmadan da sonra, takdir edersiniz ki mümkün değildir. Ancak gizlilik
basit bir savunma mekanizması olmakla da sınırlı değildir. Bu hem bir inat,
hem bir pes ediş; hem bir direniş, hem de bir boyun eğiştir. Zira biz
profesyonel değiliz. Oyunu bildik örgütlerin kurallarına göre değil, kendi
kurallarımıza göre oynuyoruz. Bu kurallardan da zerrece taviz vermeyeceğiz!
Köroğlu ismini bize daha çok yakıştırırken bize teveccüh ettiğinizi, Köroğlu’nun
şahsında ise tüm Anadolu yiğitlerine hakaret ettiğinizi düşündük. Zira
o çok daha temiz bir çağdan, direnmek için çok fazla düşüncenin ve
birikimin gerekmediği, kitlesel isyanların bireysel tavırlardan kaynaklandığı
samimi bir tarihten kopup ölümsüzlüğe intikal etmiş bir isim. Dahası,
maalesef aynı isim günümüzde duvarlarda görüldüğünde en fazla yakınlardaki
bir lahmacuncunun amatör reklamı olarak algılanacaktır. Bu vahim tablo içine
ne biz yer alırdık ne de buna Köroğlu gibi sadece kendi hayatıyla anılması
gereken bir kahramanı alet ederdik.
Netice itibarıyla sevgili xxxxxx, her ne kadar vesair soruları akıllardan
silmek gibi bir tereddüdümüz yok ise de, bizimle ilgili yazdığı
kadar dahi olsa düşünen bir insanı gerekli cevaplardan mahrum bırakmak
istemedik. Aslında biliyoruz ki bu cevaplar da seni tamamen tatmin
etmeyecektir. Ancak gerisi ancak ellerimizde acı demli çaylarımızla bir
kahve köşesinde oturup yüz yüze konuşabileceğimiz, bu dilden ve bu tavırdan
uzakta tüm alt ve üst kimliklerinden bağımsız insanlar olarak değerlendirebileceğimiz
konulardır. Bu ise, tarih bizleri bir gün karşı karşıya getirmezse asla ve
asla mümkün olmayacaktır.
Yakın ilgin, tüm samimi soruların ve üzerimize alınalım alınmayalım tüm yapıcı eleştirilerin için teşekkür ederiz. Mevcut yoğunluğun ortasında cevap vermekte geciktiğimiz için de özrümüzün kabulünü istirham ederiz.
Her şey daha güzel bir dünya için!