Nur
Çintay
Radikal - 12/02/2002
Röfle,
boya, fön, perma...
Tali şeyler mi? Hayatınızın öncelikli gereksinimlerinden sayılmaz mı?
Ancak Etiler- Ulus-Akmerkez sakinleri ve de Televolegiller'le öpüşen
kelimeler mi?
Saç bakımından anladığınız haftada bir yıkamak, cilt bakımından kastınız
da çenenizde çıkan sivilceyi sıkmak mı? Manikürü dişleriniz yardımıyla,
arada çıkan şeytan tırnaklarını kanatmak yoluyla hallediyor, pedikür ile
pötibör arasındaki farkı öğrenmeyi kesinlikle düşünmüyor musunuz?
F tipi tartışmalarının yanında mesela, çok mu lüzumsuz buluyorsunuz?
Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği Antalya Şubesi üyeleri, kadın mahkûmların
sorunlarını dinlemiş. Ve Antalya E Tipi Kapalı Cezaevi'nde kalan kadın hükümlülerin
en büyük özleminin kuaför olduğu anlaşılmış.
Röfle, fön ve perma arzularını dile getirmiş, bakım yaptırıp güzelleşmek
istediklerini söylemiş mahkûmlar.
Dernek başkanı Aysel Yüksel de Antalya Cumhuriyet Başsavcısı ile görüşüp
izin almış. 'Cezaevinde olsalar bile, aynada kendilerini bakımlı ve güzel görmek
istediklerini söylediler' demiş, 'Önümüzdeki günlerde Antalya
Cezaevi'ndeki kadınlara saç bakımı yaptıracağız.'
Kadınların, erkekler için süslenip püslendiklerini düşünenlerden
misiniz? Yapmayın. 'Cinsel tercihini özgürce yaşamayan' bir erkeğin röfle
ile balyaj arasındaki farkı bildiğini mi sanıyorsunuz?
Tamamen ve sadece kendileri için mi bakıma giriyor kadınlar?
Tamam saç baş değişikliği depresyona bire birdir; birçok kadın, kendini
aynada iyi görmenin ruh hali üzerinde de iyileştirici etkisi olduğunu bilir.
Ama bütün günü evde oturarak geçirecek bir hemcinsimizin kirpiklerini 'döndürüp'
üç kat rimellediğine tanık oldunuz mu hiç?
Ya da genel eğilim, geceliği bile çıkarmamak olarak özetlenebilir mi?
Kadınlar en nihayetinde, birbirleri için mi giyinip süslenirler yoksa?
Rekabet, hayatın vazgeçmesi zor bir cilvesi midir yani bir bakıma?
Bir zamanların yıldızı Angie Dickinson'ın dediği gibi; 'Erkekler için
soyunur, kadınlar için giyinirim'.
'Toplumsal yaşamdaki antagonizmin özgüldeki
yansımasının çıplak gözle gözlemlenebildiği bu tür süreçler, varolan
eşitsizliğe karşı duruşu misyon edinmiş hareketleri ve dolayısıyla müdahale
kaygısını da doğuruyor.
Bu kaygının, bir olgu haline evrilmesinin koşulu ise, tasarımın toplumsal
yaşamın kendisinden çıkarılması ve işgal edilen toplumsal formasyona
uygun, gerçeklikle bire bir örtüşen ve kalıcı dönüşümleri
yaratabilecek nitelikte olmasıdır.'
Her şey daha güzel bir dünya için!
Bildiriler Eylemler Medyadan Seçkiler Üyelerimiz Katılım Mektuplaşmalardan Seçmeler